Yazar, Fotoğraf Sanatçısı Elif Gamze Bozo - Röportaj

"Engelsiz Web TV" ekibi olarak engelli olmanın hayata özellikle de sanata engel olamadığını herkese gösteren "cam kemik" hastası Elif Gamze Bozo'yla çok keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.
Bu haber 2015-01-20 14:31:35 eklenmiş ve 1237 kez görüntülenmiştir.

 

1.      Elif hanım kendi ağzınızdan sizi tanıyabilir miyiz?

İsmim Elif Gamze Bozo. 26 Aralık 1984 Ankara doğumluyum.  Dünyaya “cam kemik” hastası olarak geldim.  İlkokul yıllarımı Osmaniye’de, ortaokul ve lise yıllarımı Ankara’da tamamladım. Daha sonra Anadolu Üniversitesi Halkla İlişkiler Bölümü’nü bitirdim. Muhabirlik hayatıma, üniversiteye yeni başladığım zamanlar bir gazete kuruluşuna şiirlerimi göndererek başladım. Şiirlerimi beğendiklerinden dolayı kültür dergisi için muhabirlik yapmamı istediler. 5 sene kadar orada muhabirlik yaptım. Daha sonra gazetenin televizyon kanalı açıldı. Ben orada montaj yapmaya başladım. Ama oraya her gün gidemiyordum, çok zorlanıyordum. Ankara’da hala ulaşım sorunu var. Bu nedenle bırakmak zorunda kaldım. Daha sonra Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın “Hayatın içinde ben de varım projesi” ile işe alındım. Türk Telekom çağrı merkezi “AssisTT”te görev yapmaktayım. 11818 biriminde asistan olarak çalışıyorum. Tabi 2010 yılında ilk kitabım “İlle de Hayat” şiir kitabını çıkardım, 2012 yılında da “Gitmek için gelir aşk” kitabını çıkardım. 2008 yılında “Hayata bir de buradan bakınız” adlı fotoğraf sergimi yaptım. Daha sonra Engelsiz Sanat Derneği’yle, Gülçin Kaya ve Cüneyt Karakuş ile beraber çalışmaya başladık. “Yorgan altında kimse kalmasın” hareketinin rol modeli olarak “Anadolu’yu tanıyor muyuz?” isimli fotoğraf sergimi açtım. Şu ana kadar 8 ayrı şehirde fotoğraf sergimi yaptım. Bundan sonra sergimi gezdirmeye devam edeceğim.

 

Ankara’da engelli ulaşımı

2.      Yazarlık merakınız nereden geliyor?

Ben 8 yaşında beri yazıyordum. Okul yıllarımda birçok dalda ödüllerim oldu. O dönemlerde yazdıklarımı biriktiriyordum. Bunları bir gazetede yayınlatmak hiç aklıma gelmemişti. Evrensel Gazetesi’ne ve Evrensel Kültür Dergisi’ne Esmer Yürekli şiirimi göndermiştim ve çok beğenmişlerdi. “Devam edebiliriz” dediler, kabul ettim. Diğer yazılarımı gönderdim, beni İstanbul’a davet ettiler ve yemekte muhabirlik kartımı verdiler. Beş buçuk yıl orada çalıştım. Daha sonra Evrensel Gazetesi’nin yan kuruluşu olan Hayat Televizyonu kuruldu. Bu sefer haber montajı yapmamı önerdiler. Hem belgesel hem haber montajlıyordum. Belli bir süre sonra maalesef Ankara’nın metroları buna izin vermedi. Asansörler hala bozuk ya da asansörlere engellilerden çok, sağlıklı insanlar bindiği için ben işimi yarım bırakmak zorunda kaldım. Ankara’nın kışı malum, benim için çok zor oluyordu.


“Ben istemesem de sanat beni buldu”

3.      Sanat merakı nereden geliyor? Diğer engelli arkadaşlarımızdan bu yönünüzle ayrılıyorsunuz.

Ben çok kitap okuyan biriydim ve yazmayı çok seviyordum. Kompozisyon derslerim çok iyiydi. Şiir yarışmalarında önemli derecelerim var. İlkokul öğretmenim bana ve aileme “Gamze’nin hayatı yazmak olacak” demişti. Gerçekten de öyle oldu. Benim hayatım yazmak oldu. Şiir okumayı ve yazmayı çok seviyorum. Şiirle sınırlandırmıyorum, denemeler yazmayı da seviyorum. Merak demek yanlış olur. Benim sanata bakışım kendi kendine gelişen bir durumdu. Ben istemesem de sanat beni buldu. Gerçekten işimi yapmaktan büyük keyif alıyorum. “Yazmasaydım delirecektim” demiş ya Sait Faik, ben de öyle diyorum. 

“Bir şiir bir fotoğraf diye düşündüm”

4.      Fotoğrafçılık nereden geliyor peki?

Fotoğrafa olan ilgim şöyle başladı; gazetede haber yaparkemutlaka kamera kullanıyorsunuz. Bana hocalarım dedi ki; “Daha iyi haber yapabilmen için kamerayı iyi kullanabilmen lazım” Ankara fotoğraf sanatçıları derneğine (AFSAD) fotoğraf eğitimi almam için yönlendirildim. Eğitimden sonra çok keyifli şeyler ortaya çıktı. Ayrıca şiirle fotoğraf çok bütünleşebilen sanat dallarıdır. Bir şiir bir fotoğraf diye düşündüm. Hatta ilk kitabım olan “İlle de Hayat”ı bir şiir bir fotoğraf olacak şekilde düzenledik.  Şiirle fotoğraf sanatını özdeşleştirmeye başladım daha sonra bırakamadım.

5.      Muhabirken haber dışında röportaj da yapıyordunuz değil mi?

Birçok sanatçıyla röportaj yaptım. Erdal Erzincan, Kardeş Türküler, İlkay Akkaya, Yeni Türkü gibi sanatçıların yanı sıra milletvekilleriyle çok sayıda röportajım var. Başarılı engelli arkadaşlarımla da röportaj yaptım. Zaten çalıştığım süre zarfında engellilerin günlük sorunlarını haber yapmak bana aitti. Hala bu tür haberleri yapıyorum. Aslında gazeteden tam kopmuş değilim. Hala haber ve yazı gönderiyorum. Sorunları dile getirmeye çalışıyorum.



Engelli Hakları

6.   Bu anlamda önemli bir temsil noktasısınız. Çünkü böyle sorunları yaşayıp da bunları ifade edemeyen engelli arkadaşlarımız var. Bu anlamda kendinizi böyle bir rol üstlenmiş olarak görüyor musunuz?

Aslında öyle bir durum oluştu. Hürriyet köşe yazarı Ayşegül Domaniç Yelçe'ten sonra Türkiye’de engelli sorunlarını en çok işleyen gazete belki de Evrensel Gazetesi. Bu konuda şanslıyız, ben kendi adıma şanslı olduğumu düşünüyorum. Çünkü engelli sorunları üstünkörü geçilebilecek, yüzeysel ele alınacak sorunlar değil. Her engelli grubunun kendine göre problemleri var. Maalesef ki bizim ülkemizde engelli hakları ve yasaları tekdüze ve ihtiyaçlara cevap vermiyor. Bu yüzden gazetede yazmaktan gerçekten çok mutluyum ve onurluyum. Şahsım adına söylüyorum. Gazetemizin bu anlamda detaylı haber yapması bizim için büyük bir şans.


“Aile bilinçlenirse toplum, toplum bilinçlenirse, devlet bilinçleniyor”

7.  Bu sorunlara değinebilir miyiz? Bazen Ankara’da engelli vatandaşlarımızın dilencilik yapmasıyla karşı karşıya kalıyoruz. Bu konuda neler düşünüyorsunuz?

Açıkçası çok fazla irdelemeden ve yargılamadan anlatmak istiyorum. Dilendirilmek şahsın kendisiyle ilgili bir durumdur. Araya çoğu zaman din faktörü giriyor. Bir de devletin engel olamadıkları var. Açıkçası STK’lar tabir-i caizse bu işin suyunu çıkardı. Engelli maaşıyla yetinemeyen çok fazla engelli vatandaş var. Bakım ücretleri ailenin gelir durumuna göre değerlendiriliyor, o da çoğu zaman yeterli değil. İstihdam edilemiyorlar, en büyük sorunlarımızdan biri de budur. Özel şirketler engelli çalıştırmaktan kaçınıyor. Bakanlık bünyesinde birçok proje başlatıldı ama bunlar yeterli değil. Zaten ülkemizde büyük bir işsizlik sorunu var. Bir de bunun içine engellilik kavramı girince içinden çıkılamıyor. Zihinsel engellinin bile işe yaradığının farkında değil insanlar. Toplumda aileler şu gözle bakıyor,” yemini suyunu veriyorum altını temizliyorum keyfi yerinde” Önce ailelerin de bu konuda talepleri olmalıdır. “Ben çocuğumu okutuyorum. İş sahibi yapmak istiyorum. Onu işe yarar bir şekilde görmek istiyorum” demeliler. Bunu dedikleri zaman inanın devlet de bilinçlenecek. Ben her zaman şunu söylerim; aile bilinçlenirse toplum, toplum bilinçlenirse devlet bilinçleniyor. Biraz istemek gerekiyor. Biraz garip olacak ama ben anarşizmi seviyorum açıkçası. Yanlış olan bir şeye başkaldırmak gerekiyor. Ben engelli arkadaşlarıma da söylüyorum.  İsteyin, talep edin, sesinizi yükseltin gerek sosyal medyayla olsun gerek medya kanalıyla olsun. Zamanımızı boşu boşuna sosyal medyada öldürmektense zamanımızı bir şeyleri talep etmekle geçmeliyiz. Yasalar bu konuda yetersiz. İstihdam ederken hangi ölçütlere göre yapıyorlar? Bunları hiç düşünmüyorlar. Bir de engelli arkadaşlarımızın iş beğenmeme durumu var. Onlara da şaşırıyorum. Çünkü biz Türk Telekom da çalışırken engelli çalışanların “biz hep evde mi çalışacağız, biz eve kapatıldık” diye sitemleri vardı. Aslında engelliler kendi hayatlarında sosyal hale gelmediklerinde, ister iş yerinde çalışsın, ister evde çalışsın sosyal hayattan kopmuş olur. Yasaların buna göre hazırlanması gerekiyor. Örneğin ben “cam kemik” hastasıyım, benim ihtiyaçlarım diğerlerinden farklı olabilir. Benim ihtiyaçlarımı devlet göz önüne alıp yapmak zorundadır. Engelli ailelerin gelir durumuna göre bakım ücreti veriliyor. Engellilerin maddi gelir seviyesi ölçülebilir mi? Bunu çözmüş değilim. Örneğin benim ailemin maddi durumu ne kadar iyi olsa da benim belli bir gelirimin olması lazım ki ben ailemi kaybettikten sonra tek başıma yaşayabilmeliyim.



8.   Yasal dayanaklar engelli düşüncesi altında ama detaya inilmeden mi hazırlanıyor? Bir görme engelli birisiyle, sizi aynı kefeye koymalarının eleştirisini yapıyorsunuz. Engellileri, engellilik durumuna göre değerlendirmede mi sıkıntılar görüyorsunuz?

Kesinlikle. Yasalar örneğin devlet raporu almak için bir hastaneye gittiğinizde, bir hastanede %60 yazıyor, öteki hastanede  %90 yazıyor. Ben kime göre, hangi hastaneye göre engelliyim? Hastaneler, sağlık kuruluşları kendi içinde bile çelişiyor. Böyle olunca yasalar da saçma oluyor.

9.      Siz şu anda evde çalışıyorsunuz değil mi?

Evet, sabah 9’da başlayıp öğleden sonra 2 buçuğa kadar çalışıyorum. İlaç tedavisi gördüğüm için part-time çalışıyorum.  Geri kalan zamanı kendime ve tedavime ayırıyorum. Bu anlamda benim için çok iyi oldu. En azından şiir yazabiliyorum, üretebiliyorum. İşimden çok memnunum.


1    Şu anki serginizden bahseder misiniz? Neden Anadolu Fotoğrafları?

Benim AFSAD’da ödevim vardı. Hocam fotoğraf dersimle ilgili birkaç çekim yapmamı istemişti. Babam da o zaman Artvin Mungul’da çalışıyordu. Ailecek karar verdik, “Hadi Karadeniz turu yapalım oradan da memleketimiz olan Erzurum’a gidelim” dedik. Ben de o zaman ödevimi yapmış olurum dedim. Fotoğrafları çekmeye başladığımda çok ilginç hikâyeler çıktı. Bunları yazdım ve fotoğraflandırdım. Sergide hepsinin bir öyküsü var. Daha sonra Ahmet Arif’in Anadolu şiirini okurken onu fotoğraflarımda özdeşleştirdim. Dedim ki; bu fotoğraf sergisi Ahmet Arif’in istediği gibi olmuş. Sergiye onun dizeleriyle başladım. Sağ olsun Gülçin Kaya çok büyük destek oldu. Elif dedi, biz bu sergiyi birlikte yapalım. Sanat Yönetmenimiz Cüneyt Karakuş fotoğrafları inceledi ve çok güzel fikirler verdi. Böylece fotoğraf sergisi oluştu. Gezi belgeseli, bir fotoğraf sergisi oldu. Güzel olduğunu düşünüyorum. Teknik hatalarım var ama bundan sonraki çalışmalarım için bana öncülük etmiş oldu.

11  Yeni bir kitap çalışmanız olacak mı?

3. kitabımın çalışmaları yeni bitti. Bir şiir kitabı olacak. Ne zaman çıkacağı konusunda net bit tarih yok. Yayınevleriyle yapılan görüşmelerin sonunda belli olacaktır. Umarım en kısa zamanda çıkar, okuyucusuyla buluşur.

Bütün engelli arkadaşlarım bir şeyler yapmaya çalışıyor, hepsini takdir ediyorum. Bazıları işin ciddiyetini kaybediyor ve bu bütün engellilere mâl oluyor. Benim yaptığım sanatı yardım kampanyası olarak görenler var. Oysa ben istiyorum ki benim kitabımı merak edenler alsın, benim sergime fotoğrafseverler gelsin. Ben burada başardım beni alkışlayın değil demek istediğim. Ara Güler’in fotoğrafları çok güzeldir, güzel kelimesi bile yetmez. Ara Güler’i fotoğraf severler takip eder. Ben de öyle olsun istiyorum. Bir, Ara Güler olamam ama fotoğraf sanatıyla uğraşanların eleştirilerini bekliyorum. Kitap ve şiir okumayı sevenlerin eleştirilerini bekliyorum ama benim kitabımı alırken “Sana destek olalım” demelerini istemiyorum. Elif Şafak, Zülfü Livaneli’nin kitapları destek amaçlı mı alınıyor? Benim kitabımı destek amaçlı almayın. Zaten şükürler olsun ki benim bir işim var. Gerçekten merak edenlerin sanatımı görmesini istiyorum.


“Sanat bir ülkenin aydınlanmasını sağlayan olgudur”

·    Bunun toplumsal bir sorun olduğunu düşünüyorum. Kitap okuma oranımız çok az ve popüler olmayan kitapları çoğu kişi bilmiyor.

Dediğiniz gibi sanata olan bir duyarsızlık var. Ülkemizde hala sanatla uğraşan için gereksiz işlerle uğraşıyor tarzında yorumlar var. Sanat bir ülkenin aydınlanmasını sağlayan olgudur. Biz sanatı hep farklı şekilde algılıyoruz. Ya çok popülist olacaksınız ya da yazıp kenarda kalacaksınız. Örneğin Fakir Baykurt’un kitapları ne kadar okunuyor? Fakir Baykurt’un bir şiirini hangi sanatçı korkmadan okuyabilir? İlla popülizmi, gündemde olanı istiyoruz. Aslında kitaplar çocuklarımız için yazıldı. Türküler, aydınlık yarınlarımız için okundu. Bunun farkında olup kıymetini bilmemiz gerekiyor. Bir toplumun en büyük değeri sanatı ve kültürüdür. Bu noktada sanata olan bakış açımızı değiştirmemiz gerekiyor. Toplumun aydınlanması için sanata yönelmemiz gerekiyor. Her çocuğun ufak da olsa sanatla ilgilenmesi gerektiğini düşünüyorum. 

“Bir pet şişeyi çöpe attığınızda bile geri dönüşümü varsa, insanoğlunun niye olmasın”

     Son olarak neler eklemek istersiniz?

Engelli ailelerin bilinçli olmasını bekliyorum. İstesinler, talepte bulunsunlar, koşsunlar. Engelli çocukla sağlıklı çocuk arasında hiçbir fark yok. Belki biraz daha fazla zaman ayırmanız gerekebilir. O zamanın geri dönüşümünün çok iyi olacağını göreceksiniz. Bir pet şişeyi çöpe attığınızda bile geri dönüşümü varsa, insanoğlunun niye olmasın. Sanata olan bakış açımızı değiştirmeliyiz, sanat güzeldir. Yılmaz Güney sahnesinde 13 Şubat’ta büyük bir konser düzenliyoruz. “Aşk olsun” ekibiyle şiirlerle türkülerle bir araya geleceğiz. Müzik severleri ve şiir severleri 13 Şubat’ta Yılmaz Güney sahnesinde saat 20.00’de bekliyoruz.
 

ETİKETLER : elif gamze bozo röportaj engelli ankara fotoğraf sanatçıları derneği ayşegül yelçe
Yorumlar
Adınız :
E-Mail :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik :
Değiştir  
Toplam 0 yorum. Tüm yorumları okumak için tıklayın.
Diğer Özel Haber haberleri
ÇOK OKUNANLAR
SON YORUMLANANLAR
Arşiv Arama
- -
ENGELSİZ WEB TV